GENEL ANLAMDA BİRLEŞİK KRALLIK
Türk kamuoyunda genellikle yalnızca “İngiltere” olarak bilinen Birleşik Krallık gerçekte; İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda olarak bilinen 4 farklı ülkenin bir araya gelerek oluşturduğu bir devlettir.

Aslında bu ülkelerin her birinin halkları farklı bir etnik kökene, farklı bir milli kültüre ve farklı bir milli dile sahiptir.
Galler nüfusunun %60’tan fazlası Gal[1], İskoçya nüfusunun %80’den fazlası İskoç[2], Kuzey İrlanda nüfusunun %55’ten fazlası İrlandalı[3] ve İngiltere nüfusunun %70’ten fazlası da İngilizdir[4].
İngiltere dışındaki bu 3 ülkenin kendi milli meclisleri ve ayrı seçimleri olsa da yetkileri sınırlıdır ve pratikte Londra’daki merkezi yönetim tarafından idare olunurlar. Devletin asli unsuru ve yönetimde en belirleyici millet İngilizlerdir.
Bu 4 farklı millet yıllardır “British” üst kimliği altında birleşmiştir. “British”lik üst kimliği “İngiliz” milleti olarak tek çatı altında birleşemeyecek olan bu 4 milletin daha kapsayıcı ve daha az milli bir kimlik altında birleştirilmesi için türetilmiş bir kavram olsa da temelini İngiliz Kraliçesi’ne bağlılık ve İngilizce konuşmaktan alması yönüyle pratikte İngilizlikten pek bir farkı yoktur.
Bu nedenle birçok İskoç, Gal ve İrlandalı tarafından “İngilizliğin ve İngiliz kültürünün başka bir kılıf altında Birleşik Krallık’ın İngiliz olmayan toplumlarına empoze edilmesi” olarak görülür.
İSKOÇYA
İskoçya bu 3 etnik ülke arasında İngiltere’ye kültürel ve siyasi olarak en uzak ülkedir. İskoçya’da İskoç milliyetçiliği ve milli bağımsızlık düşüncesi her zaman güçlüydü.
İskoç bağımsızlığını savunan en büyük parti olan SNP yani İskoç Milli Partisi yıllardır İskoçya’da hep açık ara en öndeki parti oldu.
Brexit öncesi 2014’te yapılan ve rekor düzeyde katılımla gerçekleştirilen İskoç bağımsızlık referandumunda İskoç toplumunun %45’i bağımsızlığa evet oyu vermişti.

Bağımsızlık referandumundan 2 yıl sonra Brexit referandumuna gelindiğinde ise kültürel olarak İngiltere’den ayrışan İskoçya’nın, siyasi görüş olarak da İngiltere’den oldukça ayrıştığı ayan beyan ortaya çıktı. İngilizlerin tersine İskoçların %62 gibi ezici bir çoğunluğu Brexit’e hayır dedi.

Brexit sonrası İskoç kamuoyunda bağımsızlık konusundaki görüşlerde çok hızlı bir değişim başladı. 2014’te bağımsızlığa ve 2016’da da Brexit’e hayır oyu vermiş olan İskoçlar, Brexit sonrası bağımsızlık yanlısı olmaya başladılar.
İskoçya’yı kalesi olarak gören İşçi Partisi, hem Brexit öncesi hem de Brexit’ten bugüne kadar gelen süreçte İskoçya’da çok başarısız bir politika izledi. Parti adayları, yöneticileri ve politikaları İskoç toplumu tarafından beğenilmedi. Daha 10 yıl önce İşçi Partisi’nin %42 oy aldığı, bir zamanların İşçi Partisi kalesi olan İskoçya’da 2019 seçimlerinde İşçi Partisi oyların ancak %9’unu alarak tarihinde İskoçya’da aldığı en düşük oy oranını elde etti.
Öte yandan bağımsızlık yanlısı SNP, özellikle şu anki lideri İskoçya başbakanı Nicola Sturgeon Parti’nin başına geçtikten sonra, hem eski İşçi Partisi seçmenlerinden merkeze yakın olanların desteğini alarak hem de Covid sürecini merkezi hükümete göre oransal olarak çok daha az vaka ve ölüm sayılarıyla yöneterek çok büyük bir hızla SNP’nin bölgedeki oyunu ve desteğini arttırdı.
Daha sol eğilimli bir başka bağımsızlık yanlısı parti olan “İskoç Yeşiller Partisi” ise İşçi Partisi’nin daha sol eğilimli seçmenlerinin desteğini alarak oylarını arttırdı.
2019 yılındaki genel seçimlerin ardından İskoçya’da oyların %45’ini ve 59 İskoç milletvekilinin de 48’ini alan SNP Genel Başkanı ve mevcut İskoç Başbakanı Nicola Sturgeon, Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson’dan yeni bir İskoç bağımsızlık referandumu yapmak için izin istedi.

Zira Birleşik Krallık hukukuna göre meşru bir bağımsızlık referandumu yapılabilmesi için Birleşik Krallık merkezi meclisinden onay alınması gerekiyor.
Boris Johnson, Sturgeon’un bu isteğini bir önceki referandumun üzerinden çok zaman geçmediği gerekçesiyle reddetti. Bunun üzerine Sturgeon 2021’in Mayıs ayında yapılacak İskoç seçimlerinde partisinin kazanması hâlinde merkezi hükümet onaylasa da onaylamasa da ülkesini bir bağımsızlık referandumuna götüreceğini açıkladı.
Yapılan bütün anketler İskoç kamuoyunun tarihinde olmadığı kadar yüksek oranlarda bağımsızlıktan yana olduğunu ve yalnızca SNP oylarının bile %50 seviyesine geldiğini gösteriyor.


Bu olası ayrılık Birleşik Krallık tarafından kabul edilir mi yoksa Katalonya’da olduğu gibi merkezi hükümet baskı yoluyla bu demokratik kararı yok mu sayar bilmiyorum ancak İskoçların zorla tutulmaları hâlinde silahlı mücadeleye başvurma olasılıklarını hiç düşük görmüyor ve siviller hedef alınmadığı sürece de gayet meşru buluyorum.
BİRLEŞİK KRALLIK’A OLASI ETKİLERİ
Bu olası ayrılığın Birleşik Krallık’a başta ekonomi olmak üzere birçok alanda olumsuz etkisi olacağı açık. İskoçya 230 milyar dolardan daha fazla GDP’siyle Birleşik Krallık ekonomisinin ve vergi gelirlerinin yaklaşık %10’unu oluşturuyor.[Bknz]
Ancak ayrılığın bir de siyasi etkisi var ki bu etki Birleşik Krallık’ı çok uzun süre derinden etkileyebilir.
Yazının öncesinde de söz ettiğim gibi İskoçya geleneksel olarak Birleşik Krallık’ta sol partiler için bir oy deposudur. Birleşik Krallık’ta genel seçimler genellikle sağ ve sol arasında ucuna ucuna oy farklarıyla biter. Bu mücadelenin ucu ucuna oy farklarıyla bitmesini sağlayan etkenlerden biri de sol partilere İskoçya’dan blok halinde oy gelmesidir. (SNP de sol eğilimli bir partidir.)
İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılması durumunda sol, çok önemli bir oy deposunu sonsuza dek yitirmiş olacak. Bu da Birleşik Krallık’ta bundan böyle solun iktidara gelmesini çok zorlaştıracak.
Türkiye üzerinden bir örnekle bunu daha iyi açıklayayım: Türkiye’de Erdoğan ve ona muhalefet eden blok arasında tıpkı Birleşik Krallık’ta olduğu gibi %1-2’lik farklarla ucu ucuna süren bir siyasi mücadele var. Bu mücadelede, etnik Kürt nüfusun yoğun yaşadığı Güneydoğu bölgelerimizden muhalefete blok halinde oy geliyor.
Etnik Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bu bölgelerin bir bağımsızlık referandumuyla Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrıldığını düşünün.
Böyle bir durumda Türkiye’nin kalan topraklarında Erdoğan’ın karşısındaki blokun Erdoğan’ı yenmesi neredeyse imkansız bir hâl alır. Aynısı Birleşik Krallık’tan İskoçlar ayrıldığı zaman oradaki solcular için geçerli olacak.
Bu da, kanlı ya da kansız, yaşanacak bir İskoç bağımsızlığının ardından çok uzun yıllar sürecek bir “sağ egemen Birleşik Krallık” döneminin başlaması anlamına gelebilir.

