Çaldıran Muharebesinin ardından geçen otuz dört yılda, İran hududuna kalıcı bir çözüm bulunulamaması o devirde Batı’da fetihlerine devam eden 1.Süleyman’ın gözünü Şark’a dikmesine neden olmuştu. Ancak Tebriz, Bağdat ve Azerbaycan seferleri bir işe yaramayacak, belirli aralıklarla bizzat Kanuni tarafından gerçekleştirilen üç sefer de Safevi sorununa bir çözüm getiremeyecekti.
İran coğrafyasının, Anadoludan ve Arap yarımadasından Zagros Dağları(Ayrıyeten Hakkari, Van Doğusu Dağları) ile ayrılması, Osmanlının bu bölgede kalıcı olmasının önünde büyük bir engeldi. Bu zor şartlarda ikmal sorunu baş gösteriyor, Osmanlı orduları zaptettiği bölgelerde tutunamıyordu. Tam da bu nedenle Osmanlının Tebrizi’i hatta Bağdat’ı alması Şah Tahmasb için bir önem arz etmiyordu çünkü kış geldiği vakit Osmanlı pekala İrandan geri çekilecekti. Bunu bilen ve 1.Süleyman’ın karşısına bir meydan muharebesinde asla çıkmayan Şah, Osmanlı geri çekildiği vakit bu bölgeleri tekrar zaptediyor hatta Doğu Anadolu’yu yağmalamağa bile kalkıyordu. Sonuç vermeyen ancak gerekliliği son derece net olan bu meşekkatli İran seferlerinin devlete daha fazla zarar vermemesi ve Şark sorununun temelli çözülmesi için kafa yoran Sokollu Mehmet Paşa, tarihe Don-Volga Kanalı Teşebbüsü olarak geçen dahiyane bir fikri tekrardan gün yüzüne çıkardı. 1563te sadrazamlığı sırasında Semiz Ali Paşa tarafından ortaya atılan bu planda; Azak boylarından Hazar steplerine kadar uzanan Don Nehri (Osmanlılar Tin Nehri der) ile Hazar kıyılarındaki Astrahan’dan(Ejderhan) başlayıp Tin kıyılarına kıvrılan Volga Nehri’nin arasına kazılacak bir kanal vasıtasıyla iki nehir ve dolayısıyla Karadeniz ve Hazar Denizi birleştirilecekti.

Pargalı tarafından Avrupa fetihleri için Tuna nehrinde kullanılmak üzere inşa ettirilen Osmanlı ince donanması, Karadenizden Tin nehrine daha sonrasında ise bu kanal vasıtasıyla önce Volga nehrine ardından Hazar Denizine inecek. Böylece kara seferleri ile bir türlü zaptedilemeyen yahut zaptedilse dahi coğrafi sebeplerden ötürü elde tutulamayan İran coğrafyası, deniz seferleri ile Osmanlı boyunduruğuna girecek, Devlet, İran’ın en iç bölgelerine sarkma imkanını bulacaktı.
Kanal fikrinin temel amaçlarından biri bu olsa da Osmanlının Hazara çıkışının getireceği yararlar bu kadarla sınırlı değil. 2. Selim devrinde Orta-Asya Türk halkları ile münasebete giren Osmanlı, Rusya’nın Türk-Mogol halklarından aldığı çok önemli bir liman şehri olan Ejderhan’ı da fethederek Orta-Asyada da daha hakim bir figür haline gelecekti. O dönemde Harezm Hanı Hacı Mehmet Bey, Sultan Selim’e gönderdiği mektupta Safevileri şikayet ediyor, Osmanlı’nın Astrahan’ı fethedip Orta Asya-Anadolu yolunu açmasını talep ediyordu. Osmanlı da eski bir ticaret yolu olan OrtaAsya-Ejderhan-Kırım hattının kontrolünü eline almak istiyordu.
Kanalın en büyük faydalarından biri de şüphesiz ki Rusya’ya karşı sağlayacağı avantajdı. AltınOrda’nın yıkılışı ile ortaya çıkan Moskova Büyük Knezligi, o tarihlerde bir kuzey tehditi olarak Osmanlının karşısına çıkmıştı. Bu tehdite karşı Osmanlı, Don-Volga Kanalı ve iki nehir boyunca kuracağı kaleler sayesinde Azak’tan Ejderhan’a kadar adeta bir sed çekecek; Şirvan, Karabağ ve bütün Gürcistanın itaati sağlanacaktı. Ejderhan’a doğrudan doğruya İstanbul’a bağlı bir beylerbeyliği kurularak hem Kırım’ın itaati sağlama alınacak hem de Moskova’ya sürekli akınlarla Moskofların başının kaldırılmasına izin verilmeyecekti.
Fakat iki nehir arasına kazılacak, hem Şark hem Şimal meselelerine kalıcı çözüm getirebilecek, böylesine stratejik bir kanalın inşası elbette çevre devletlerin dikkatini celbedecek; hatta müttefikimiz, vassalımız Kırım Hanlığının ihanetine neden olacak ve ne yazıktır ki bu kanal düşünüldüğü gibi inşa edilemeyecekti.
1563 ilkbaharında donanma, Osmanlı ordusunu Kefe sahillerine çıkardı. Kırım Hanı’ının kuvvetleriyle birleşen ordu, büyük bir ihtiyatla Don ırmağı üzerinde ilerliyordu. Beş haftalık yürüyüşten sonra bütün kuvvetleri ve amele grupları daha önceden belirlenmiş olan Perevolok mevkiine geldi ve Ağustos ayında kanalın kazılmasına başlandı. Üç ayın sonunda kanalın üçte biri tamamlanmıştı. Sokollu ise girdiği bu cüretkar planın başarısı için ince eleyip sık dokuyor, olası bir Rus-İran ittifakına karşı tetikte bekliyordu. 4.İvan bir elçisini (İ.P.Novosiltsev) dörtyüz atlı ile birlikte Kazvin’e göndermiş, bu kanalın İran’a olası zararlarını anlatarak Safevileri kışkırtmıştı. Ancak İstanbul’un Van’a gönderdiği dörtbin yeniçeri ve Türkistan Hanı’nın kanalın kazılmasına karşı İran Şahı’nın herhangi bir hareketine mani olacağını vaadetmesi Osmanlının elini güçlendiriyordu. Bu suretle İran geriden de tehdit ediliyordu. Nitekim Rusya da İran da saldırmaya cesaret edemeyeceklerdi. Ancak Rusya tedbirleri çoktan almış, Astrahandaki tahkimatı güçlendirmişti.

İstanbul Kırım’ı harekat hakkında bilgilendirip de hazırlık yapılmasını istediği vakit Devlet Giray Han Ejderhan’da kurulacak bir Osmanlı Beylerbeyliğinin, Kırım Hanlığının özerkliğine ve bağımsızlığına zeval getireceğini anlamıştı. Bu düşünceler içerisinde durumdan derhal Moskova’yı haberdar eden Han, 4.İvan’dan Astrahan’ı doğrudan doğruya kendisine istiyor ve Osmanlı’nın bölgeye gelmesinin hem Moskova hem Bahçesaray için bir facia olacağını söylüyordu. 4.İvan, Ejderhan’ı Kırıma vermese de Osmanlı’nın Karadeniz’in kuzeyine yerleşmesinin sonuçları konusunda Giray Han’la hemfikirdi. Bu ikili Osmanlı’yı yıpratmak, kanalın yapılmasını engellemek ve Astrahan’ın Osmanlı kontrolüne geçişini durdurmak için aynı saflarda yer alacaklardı.
Şimal’in dondurucu soğuğu geldiği vakit kanal daha yarılanamamıştı. Kasım Paşa Ejderhan seferi için daha fazla beklemek istemiyordu. Onun planı ,Fatih’in daha evvel yaptığı gibi, karada kazıklar vasıtasıyla donanmasını Volga’dan geçirmekti. Devlet Giray Han ise harekatın durdurulması ve bir an dahi beklenmeden İstanbul’a geri dönülmesi gerektiğini sık sık dile getiriyor, askerleri vasıtasıyla “Şimal’in soğuğu fecidir, sefer yapılmaz” söylemini Osmanlı askerleri içerisinde yayıyordu. Baskılara ve huzursuzluğa daha fazla dayanamayan Kasım Paşa kanal ve donanma fikirlerinden vazgeçerek ordusu ile doğrudan Astrahan’a yürüdü. Ruslar’ın yeni inşa ettikleri müstahkem kaleye taaruza cesaret edemeyen Kasım Paşa -donanma gelemediği için top ve mühimmat Kefede kalmıştı- kışı geçirip baharda Ejderhana saldırmaya karar verdi. Ancak ordudaki huzursuzluk ve yeniçeri isyanları devam ediyordu. Açlıktan öleceklerini düşünen askerler Kasım Paşa’nın huzuruna çıkıp “Burada kışlayamayız, açlıktan ölürüz. Padişahımız üç yıllık erzak verdi, sen ise onları Azak’ta bıraktın. Gece ile gündüz farkından dolayı namaz vakitlerini şaşırdık. Biz Kırım Hanı ile geri döneceğiz; sen Padişahı aldattın, senin yüzünden Sultanımız Devlet Giray’ı dinlemedi” diyorlardı. O sırada Moskof Çarı iki Voyvoda komutasında Astrahan’a bir yardım ordusu göndermiş, Nogayların Rus tarafına geçtiği dedikodusu yayılmaya başlamıştı. Ordunun maneviyatı çökmüş, dağılmalar başlamıştı. 20 Eylül 1569’da Kasım Paşa ric’ata karar verdi. Ordu Astrahan’dan 60 kilometre kadar uzaklaşmıştı ki İstanbuldan 2.Selim’in fermanı geldi. Padişah Astrahanda kışlanmasını emrediyor, ilkbaharda kendisine yardım gönderileceğini ve Rusları meşgul etmek için kuvvetli bir ordunun Moskova’ya yürüyeceğini bildiriyordu. Görünen o ki kanalın yapılmasını desteklemeyen Sultan, Sokollu’nun baskılarına dayanamamıştı. Sokollu ise kanalın yapılması için gözünü karartmıştı. Ancak bu çabalar bir işe yaramayacak ordu ric’ata kaldığı yerden devam edecek ve ordu Azak kıyılarına geri dönecekti. -Karaçelebizade’ye göre bu sefer sırasında askerin yarısı telef olmuştur.-
Sokollu seferden hâlâ vazgeçmiş değildi ve baharda sefere devam edilmesi konusunda kararlı idi ki 1569 ilkteşrininde, Azak’taki depoların büyük bir yangınla patlaması bütün ümitleri suya düşürdü. -Yeniçerilerin patlamaya neden olduğu iddia edilse de bu kesin değil. Ancak yangının kontrol altına alınamaması için ellerinden geleni yaptıkları biliniyor.- Ordu; donanma, ameleler, toplar ve bütün mühimmat ile İstanbul’a geri döndü.
Padişah bu teşebbüsun bütün mesuliyetini Sokollu’ya yüklüyor, onu vezirlerin önünde “bütün masraflar ve zayiat hesaplanıp sana ödetilmek lazımdır” diye azarlıyordu. Vakanüvislere göre seferinin başarısız olmasının nedeni ise Kırım Hanı’nın ihaneti idi ki kendisinin Moskova ile giriştiği müzakerelerde, Kont Suleş’e söylediği sözler bu iddiayı doğruluyor, “Ben Astrahan önüne gelince ırmağı geçip şehre taaruz etmedim. Bunu Moskof Çarı’nın hatırı ve kendim için yaptım”[1]. Han’ın görüşmeler sırasında maksatlı olarak bu sözleri söylediği tahmin edilse de onun bu seferi sabote ettiği aşikardır. Nihayetinde Devlet Giray Han, kanal teşebbüsü yüzünden güvenilirliğinin düştüğünü görüp Moskova’ya bir sefer düzenleyecek ve 1571’de Moskova’ya girerek “Taht Alan-Taht Algan-” unvanını alacaktı.

“Bu kadar masraf ve gayretlerle girişilen Astrahan seferi böylece tam bir hezimetle neticelenmişti. İmparatorluğu, hakiki manasiyle cihanşumul bir hegemonya siyasetine götürmek için Hint Okyanusunda, Hazar şimalinde dünyanın en büyük ticari ve strateji yollarında Osmanlı hakimiyetini kurmak isteyen büyük devlet adamı Sokollu’nun bu teşebbüsü, şahsi entrikalar, küçük menfaatler uğruna sabotaj edilmişti.”[2]
Kaynaklar
Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı-Rus Rekabetinin Menşei ve Don-Volga Kanalı Teşebbüsü(1569), TTK, 1948
Prof. Dr. Şimşirgil, Osmanlı Tarihi 2.Selim, Don-Volga, 2013
[1] Solovyev, 221-222
[2] İnalcık, Belleten, 383


