1-NAPOLEON’UN YÜKSELIŞI

●IHTILALIN KUVVETLI KUMANDANI
Diplomat Carlo di Bounaparte, Korsikadaki küçük evlerinde stresli ve bir o kadar da gergin bir vaziyette koridorun bir başından diğer ucuna yürüyor, sert adımları evin içinde ritim tutuyordu. Bütün hizmetlilerin holdeki meraklı bekleyişleri içeriden bir an olsun gelecek bir bebek vızıltısından daha fazlası değildi. Maria Letizia Rimolino, artan sancılarının arkasından gelen bir anlık ferahlık duygusu ve bütün evi inleten bir ağlama ile küçük yavrusunu kucağına aldı. Madame Rimolino, o gün gözlerine baktığı bu yavrusuna Napoleon dedi. Yeni doğan çocuk kendisine verilen bu adı o zaman elbette ki duymamıştı. Ancak bir devir gelecek ve yalnız onun çevresindekiler değil, bütün dünya bu adı duyacak ve unutamayacaktı.
Korsika Adasında, küçük aristokrat sınıfa mensup soyu fazlasıyla şaibeli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesinin ve babasının Korsika’nın Bağımsızlığı için Fransa’ya karşı çıkartılan isyanları desteklediği ve savaştıkları bilinmektedir. Esas adı da “Napoleon di Buonaparte”tır ki bu isim ileride kendisine muhalifler tarafından sık sık dalga konusu haline getirilecektir. İleriki yıllarda ismini fransızlaştırarak “Napoleon Bonaparte” yapmıştır.
Eğitimi için Fransa’ya gelen Napoleon Askeri Lisenin ardından Kraliyet Askeri Akademisine (Parisien École Royale Militaire) girecek, mezuniyetinden sonra topçu alayına teğmen olarak atanacaktı. Askeri kariyerinde yıldızının parladığı ilk yer Toulon’da ihtilal karşıtı isyanın bastırılmasında oynadığı roldür. Kuşatma sırasında şarapnel parçası ile yaralanmıştır. Gösterdiği kahramanca mücadele nedeniyle Fransa’nın İtalya Orduları topçu kuvvetlerinin başına getirilecek ve devrim liderlerinden Robespierre tarafından tuğgeneralliğe terfi ettirilecekti. Robespierre ile olan bu yakınlığı Terör Dönemi’nin sona erip Robespierre kardeşlerin idam edilmesinden sonra gözden düşmesine neden olacaktı. Ancak Direktuvar yönetiminin başa gelmesi ile ortaya çıkan Paris Ayaklanmasını, bina çatılarından insanların üstüne top atışı yaptırarak bir toplu kıyımla sonlandırması Napoelon’a tekrar gün yüzü gösterecek ve onu İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı yapacaktı.
Tam da o yıllarda, Fransız Devriminin bir sonucu olarak Kıta Avrupasında meydana gelen İhtilal Savaşlarından ilki, Birinci Koalisyon savaşları patlak verdi. 1795 yılında Almanya ve İtalya’ya iki ayrı ordu gönderen Fransa’nın İtalya Ordularını Napoleon komuta ediyordu. Önce Avusturya’yı sonra Piyemonte’yı mağlup edecek ve Campo Formio Anlaşması’nın yapılmasını sağlayacaktı. Bu başarıları onu bir anda Fransa’nın en şöhretli komutanı haline getirmişti. O tarihte isyanlardan ve darbelerden başını kaldıramayan Paris’in Direktuvarları, bu komutanın yükselişinden pekala dışarıdan gözüktüğü kadar memnun değillerdi.
●FRANSANIN MISIR IŞGALI
“Avrupa bir köstebek yuvasıdır; büyük imparatorluklar ve büyük ihtilaller ancak doğuda olmuştur; şan ve şöhretim şimdiden sönüp gitti: bu küçük Avrupa adama ne kadar şan temin edebilir ki!”
–General Napoleon
General Bonaparte’ın İtalya zaferleri ile itibarını iyice artırması Direktuvar yönetimini kaygılandırıyor, askeri başarılarının siyasi başarılara dönüşmesinden korkar hale gelmelerine sebebiyet veriyordu. General Bonaparte’ın Fransadan uzaklaşmasının doğru olacağını düşünen Direktuvarlara; Dışişleri Bakanı ünlü diplomat Talleyrand’ın, Bonaparte’ı Mısır Seferine memur etme fikrini iletmesi sonucu General Bonaparte Fransadan uzaklaştırılarak Mısıra gönderildi. Açıkçası Napolyon bunu fazlasıyla hoşnut karşılamıştı. Nihayetinde Mısır ile İngilizlere karşı Akdenizde güç kazanıp devamında Hindistan’ı Fransa’ya yeniden kazandıran komutan olma hayali Bonaparte’ın fazlasıya arzuladığı bir şeydir. Bu hayalle Mısır Fatihi olma yolunda 1798’de –devrim sırasında ayaklanma bastırdığı şehir- Toulan’dan askerleri, donanması, “Les Savants En Egypt(Alimler Mısırda)” kitabında bahsedildiği gibi 167 kişilik bir akadamisyen grubu –içlerinde arkeologlar,filologlar, tarihçiler,botanikçiler, zoologlar…-, 287 ciltlik bir kütüphane ve Fransızca, Arapça, Yunanca baskı yapabilen iki matbaa makinesi ile yola çıktı.

“Buraya gaspedilmiş haklarınızı iade için geldim. Ben, Allah’a Mısır’ın başında olan Memlükler’den daha fazla inanıyorum. Hazreti Muhammed’e ve hayran olduğum Kur’an-ı Kerim’e büyük hürmet gösteriyorum.[1]”
–General Napoleon
Maltanın ve civar adaların alınmasının ardından İskenderiye’ye varan Napolyon Arapça bir beyanname yayınlayarak İslam Padişahının yanında olduğunu, Osmanlı ile savaşmayacağını, Mısır’daki hakim güç olan Memluk Beylerine karşı olduğunu belirtirken Kur’anı Kerime ve Hz. Muhammed’ e büyük saygı duyduğunu söyler, ileriki günlerde ise halkı yanına çekmek için neredeyse Müslüman olduğunu dahi iddia eden söylemlerde bulunacaktı. Mısır’a çıkışı ve devamında İskenderiye’nin düşmesi ile Kahire’ye ilerleyen General Bonaparte Piramitler Savaşında Murat Beyi yenerek Kahireye girecekti.
Devamında ise General Bonaparte’ın Büyük İskendercilik oynama hevesini görüyoruz. Tarihçilerin “Redecouverte de l’Egypte(Mısır’ın Yeniden Keşfi)” dediği süreç yaşanır. Nil nehrinin kaynağını aramaktan tutun her türlü kazı işlemlerine varıncaya kadar çalışmalarda bulunan bilim adamları, bugün Mısır Medeniyetini bize öğreten ve daha öncesinde birkaç sembolden başka bir şey zannetmediğimiz hiyeroglifi çözmemizi sağlayan Rosetta Taşını bulur, hayvan fosilleri üzerinden evrim teorisi ile ilgili yeni gelişmelerin yaşanması da Mısır’ın Yeniden Keşfinin bilim dünyasına katkılarının en basit örneklerindendir. Burada Mısır Medeniyetler Enstitüsünü kuran Bonaparte, Mısır’ın önemli eserlerini sergiletirken Enstitüde eğitimi başlatır ve Mısırı matbaa ile tanıştırır.- Akdenizi Kızıldenize bağlayan kanallar yapma fikrini dahi düşünmüştür.- Ancak Fransa burada kalıcı olamayacaktır. Amiral Nelson önderliğinde Kraliyet donanmasının Nil Muharebeleri ile Fransız donanmasını yok etmesi bölgenin Fransa ile irtibatını keserken haliyle Bonaparte’ın da canını fazlasıyla sıkar. Müslümanların ayaklanmalarının ardından bölgede kalıcı olmak için Suriye’ye ilerlemesi gerektiğini düşünen General Bonaparte, Cezzar Ahmet Paşa liderliğindeki Osmanlı direnişi ile karşılaşır. Ordusunu Mısır’da bırakıp Fransaya dönen General Bonparte’ın bu kaçışı bir seferle sınırlı kalmayacak ileride çok daha büyük hezimetler sonucu ordusunu bırakıp ülkesine dönmek zorunda kalacaktır. Nihayetinde Dışişleri Bakanı Talleyrand’ın da görüşmeleri ile El-Ariş antlaşması imzalansa da İngilizlerin sonradan caymaları ve Fransada Direktuvar yönetimine karşı darbe yapılmasıyla 1. Konsül ilan edilen Napolyon’un vermiş olduğu cesaretle Fransızlar Mısır’a yeniden hakim olurlar. Fakat Rumeli ve Anadolu Ordularının yola çıkmaları ve İngilizlerin Osmanlıya desteği ile Kahire ve İskenderiye Tahliye Sözleşmelerini imzalamak zorunda kalan Fransızlar büyük bir hezimet ve başarısızlıkla ülkelerine geri dönerler.
●ÜÇ KONSÜL DÖNEMİ ve FRANSIZLARIN İMPARATORU, İTALYA’NIN KRALI NAPOLEON BONAPARTE
Direktuvar döneminde istenen sonuçların alınamaması Hükümet karşıtı gösterileri artırırken Napolyon Paris’e dönüp muhaliflerle işbirliği yaparak 9 Kasım 1799’da Direktuvar yönetimine son verir. Yeni sistemde Konsüller yürütmenin başıyken Senato ve Tribuna Meclisleri yasama yetkisine sahiptir. 1. Konsül ilan edilen General Bonaparte artık Fransa’nın otoriter lideri olmuştur. Göreve geldikten kısa bir süre sonra 10. Yıl Yasasını yürürlüğe sokarak “Ömür Boyu 1. Konsül” olan Napolyon kendisine karşı İtalya’da kurulan 2. Koalisyona karşı harekete geçer. Merengo Muharebesini kesin Fransız zaferi ile sonuçlandıran Bonaparte bu sayede Fransa’nın gücünü tüm Avrupaya göstermiştir diyebiliriz. Devamında Paris’e dönerek geniş yetkileri sayesinde ekonomik ve yasal reformlar atarken devlet mekanizmasında da belirli değişikliklere gider. Fransız Merkez Bankası’nın kurulmasından Napolyon yasaları denilen Medeni Kanuna varıncaya dek çeşitli yenilikler yapan Napolyon bu sayede de halkın desteğini tamamen arkasına alır. Reformların devamında yönünü Merengo Muharebesi ile kalıcılığını ortaya koyduğu İtalya olarak belirleyen Napolyon, 1802’de İtalya Cumhuriyetini kurarak kendisini ilk devlet başkanı olarak seçer. Aynı yıl Amiens Barış Antlaşması ile de Fransız Devrim Savaşlarına son verir ve kısa süreliğine de olsa Kıta Avrupasına barış hakim olur. Ta ki 1804 yılında kazanmış olduğu başarıları bir adım daha öteye taşıyarak kendisini imparator ilan edene kadar.
Beethoven ünlü 3.senfonisini Hüriyyet Kahramanı olarak gördüğü Napoleon için bestelemişse de aynı dönemin Fransız enetelektüelleri (bkz:Madame de Stael) gibi Napoleon’un taç takmasına fazlasıyla sinirlenmiş ve senfoniye şu cümleyi eklemiştir.
“Demek o da bayağı bir adammış! Şimdi, insanlık haklarını ayaklarının altına alacak; bundan böyle kendisini başka herkesten üstün kılacak ve tiran olacak.”
–Beethoven

2 Aralık 1804’te halkın da desteği ile Paris’teki Notre Dame Katedralinde 12. Papa Pius’un takdim ettiği tacı kendine ve eşi Josephine’ye takar. -teamüllere aykırı olarak, önünde eğilmeden, papa’nın elindeki tacı çekip alarak.- İmparator Napolyon tarihteki diğer imparatorlar ve krallar (Şarlman, Şarlken, Bourbonlar) gibi Papa’nın huzuruna gidip taç takmamış, aksine Papa’yı ayağına çağırtmıştır ve önünde de eğilmemiştir. Daha sonrasında da Milan Katedralinde kendi kurduğu İtalya Cumhuriyetini yıkar ve kendisini İtalya Kralı ilan eder. O andan itibaren “l’emperaur des francais” yani Fransızların İmparator’u -Fransa İmparatoru ifadesinden farklı olduğuna dikkat edelim- ve “roi d’italie” yani İtalya Kralı’dır. İmparator Napolyon’un “l’emperaur des francais” diyerek bütün Fransızların imparatoru olmasının ve devamında İtalyanların değil yalnızca İtalya coğrafyasının Kralı olmasının altındaki mana açıktır. Bu İmparatorluk Fransız milletini temel edinen bir yapıya sahiptir.
Bütün bunlar yaşanırken 3. Koalisyon Savaşları başlar. Bu koalisyonun sebeplerine bakacak olursak Fransa’nın Mısır seferi dolayısıyla Hindistan yolunu tehdit etmesi elbette İngiltere’yi fazlasıyla rahatsız etmiştir. Ancak Avrupa’nın yüksek aristokrat sınıfa sahip monarşi devletlerinin zaten Devrimden dolayı yan gözle baktıkları Fransa’nın gitgide güçlenmesinden ve saldırgan politikalar gütmesinden rahatsız olmaları çok doğaldır ki bu da neredeyse Napolyon’a karşı kurulan tüm koalisyonların nedenlerindendir. İngiltere öncülüğünde Rusya ve Avusturya’nın katıldığı Koalisyon biri deniz ikisi kara olmak üzere üç büyük savaşa mahal vermiştir. Kraliyet donanmasının 21 Ekim 1805’te Tralfagar’da Fransız donanmasını yenmesi İngiltere’nin 1. Dünya Savaşına kadar sürecek deniz üstünlüğünün başlangıcı olmuştur. Bu mağlubiyetin Napolyon için tek kazancı ise Mısırda Fransız donanmasını parçalayan Amiral Nelson’ın ölmesidir. Yenilginin ardından kara savaşlarına dönen Napolyon, ordusu ile 5 hafta gibi bir sürede 500 mil yol alarak hızla harekete geçmiş Ulm’da Avusturya ordusu ile karşı karşıya gelmiştir. Kara orman yakınlarında Avusturyalıları yanıltarak onları başka yöne çeken İmparator Napolyon çok hızlı bir dolanma manevrası ile Avusturya ordusunu hezimete uğratır. Bu savaş tam da General Kutusov komutasındaki Rus ordusunun Ulm’a yaklaştığı zamanda olmuştur ki Ruslar Ulm savaşında Avusturya’ya yardımda bulunamamıştır. Bu mağlubiyetle ricata başlayan Kutusov, Austerlitz’e kadar çekilse de Çar’ın baskılarına daha fazla dayanamayarak Napolyon’un karşısına çıkar. Bir kesime göre Napolyon’un dehası bir diğer kesime göreyse şans eseri olarak daha az sayıdaki Fransızlar ezici bir şekilde muharebeyi kazanır. Bu savaşın sonucunda Avusturya barış yapmak zorunda kalır ve Venedik Fransa’ya bırakılır.

“Ne Kutsal, Ne Romalı, ne de bir İmparatorluk. Bunlar bir avuç Alman.”
–Voltaire
Ancak asıl sonuç Voltaire’ın önemsizliğini yukarıda vurguladığı Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğunun yıkılıp yerine Ren Konfederasyonunun kurulmasıdır. Napolyon bu konfederasyonu Avusturya’dan tamamen ayırmıştır. Bu nokta önemlidir çünkü alman dukalarının, prensliklerinin, devletlerinin Avusturya’dan koparılması Kıta Avrupasındaki dengeleri değiştirecektir. Ren Konfederasyonunun kurulmasının Prusya’yı da çok doğal olarak rahatsız etmesi ve Rusya ile de kesin bir barışın yapılamaması 4. Koalisyon Savaşlarını başlatır. Alman coğrafyasında hazır bekleyen Napolyon hızla Prusya’ya doğru ilerler ve takvimler 14 Ekim 1806’yı gösterirken Jena’da koalisyona ağır bir yenilgi yaşatır. Devamında Berlin’e giren İmparator Napolyon, ağır şartlar öne sürmesinden dolayı barış antlaşması imzalayamaz ve Rusya’ya doğru harekete geçer. Polonya’da yendiği Rusları imha etmek üzere takibe başlar ve 14 Haziran 1807’de Nieman Nehri yakınlarında son darbeyi vurarak Çar 1. Alexander’ı barış istemek zorunda bırakır. Bunun sonucunda Tilsit Antlaşması ile zirve dönemini gören Fransız İmparatoru Napoleon, Prusya’yı cezalandırarak sınırlarını Elbe nehrinde kesmiş, kalan bölgede Westphalia krallığı kurarak kardeşi Jerome Bonaparte’ı bu krallığın hükümdarı yapmıştır. Ayrıca Varşova Büyük Dukalığı adında yeni bir devlet daha kuran Napoleon, bu antlaşma ile de Rusya’nın Finlandiya, Eflak ve Boğdan’ı ele geçirmesini kabul etmiştir. Her iki devlet ortak düşmanları İngiltere’ye karşı tavır alacaklarını garanti ederken Fransa aynı zamanda Osmanlı-Rusya savaşlarında arabulucu olarak kabul edilir ve eğer arabuluculuk sonuç vermezse Osmanlı’nın Avrupa Topraklarının bu iki devlet arasında bölüştürüleceği de antlaşma maddelerinden bir tanesidir. Bu antlaşma ile Fransa yüzyıllardır temel edindiği Kıta Avrupası’nı kendi önderliğinde birleştirme hedefine büyük oranda ulaşmış, önünde ise tek engel olarak İngiltere kalmıştır. Bunun üzerine İngiltere’ye “Kıta Ablukası”-Avrupa Devletlerinin İngiltere’ye ticari ambargo uygulaması- ilan eden Napoleon’un zirveyi görmesi ile düşüşü de başlayacak ve “İronik de olsa Fransız İhtilali ile doğan ve İhtilal Savaşları ile tüm Avrupa’ya taşınan özgürlük, milliyetçilik gibi kavramlar Napoleon’un da sonunu hazırlayacaktır.”[2] Bu noktadan itibaren Napoleon’un yükselişi sona erecek ve düşüşü de İspanya ile başlayıp Rusya Seferi ile hızlanacaktır. Devamı Napoleon’un Çöküşünde -İnhibatında-.
Kaynaklar
Prof. Dr. Armaoğlu, 19.YüzyılSiyasiTarihi(1789-1914), Kronik Yayınları, 2018
Çolak, Mısırın Fransızlar Tarafından İşgali ve Tahliyesi(1798-1801), SÜ FE Dergisi, 2008
Prof. Dr. Akyılmaz, Siyasi Tarih, Seçkin Yayınları, 2015
Prof. Dr. Aydın, İÜ Tarih lisans Avrupa Tarihi(Yakın Zamanlar)
Prof. Dr. Örenç, İÜ Tarih lisans Osmanlı Tarihi(1789-1908)
Prof. Dr. Şimşirgil, Kayı 3.Selim, Timaş Yayınları, 2016


