Bugünlerde milliyetçilik adına yeni yeni tabirler, farklı yol arayışları türedi ve her defasında milliyetçilik bölündü. Tarihsel planına inersek Türkeş kendi “Dokuz Işık”ını yazdı, Atsız başka tarifler yaptı, Gaspıralı da Akçura da Arsal da farklı farklı şeyler anlattı ama varılan tek ortak kapı Türk’ün menfaatiydi. Memleketin ve milletin iyiliği her ilkeyi çiğneyebilecek kudrete sahipti ve öyle de oldu. Atatürk de bunu söylüyordu. Evet bazı prensipler vardı ama hiçbiri vazgeçilmez değildi. Keza öyle de oldu. Yeri geldi liberal ekonomi millet için hayırlı oldu, günü gelince de daha faydalı başka sistemlere geçildi. Yani esasen Atatürkçü düşüncenin de tek temel dayanağı Türk yurdunun ve milletinin huzuruydu.
Şöyle de bir anekdot var. Bir söyleşide anlatılmıştı. Atsız sorar: “Üstadım İngiltere’nin ekonomik sistemi nedir?” Cevap açıktır: Liberal kapitalizm. Hep o yabancı etkisine karşıtlığıyla bildiğimiz Atsız’ın basireti bu noktada ona “E öyleyse biz de liberal kapitalist olalım ya.” Cümlesini kurdurmuştur.
İşte milliyetçilik gerçekte budur. Saplantılara takılmanın, bazı etno-sembollere gereğinden fazla değer vermenin ve çağı anlamadan maziden alıntılar devşirerek günü yaşamanın milliyetçilikle ilişkisi yoktur. Ulusun menfaati ne gerektirirse onu yapacak iradenin önünde engel duramamalı, modernizmin getirilerini ve götürülerini anlamadan yola çıkılmamalıdır.
Esas meseleye dönecek olursak, Türk milliyetçiliğinin bu kadar çeşitli bir yelpazeye sahip olmasına nasıl yaklaşılmalı, bunu Türk milliyetçileri belirleyecek. Eğer ki biz esas ülkü içerisinde Taşer kolunu, Güngör fraksiyonunu, Togan merhalesini falan oluşturacaksak evet sıkıntılar baş gösterecektir. Ha yok; bütün bu ayrı tarifleri fikriyatın zenginliği sayacak, hepsinden yararlanmayı bilecek ve doğruları sentezleyeceksek ne mutlu. Ama meselenin ciddiyetini kavrayamayan aklıevvellerin ne yapacağını bilen Galip Erdem gibi değerli isimler kendi algılarını anlatmaktan imtina etmiş, bu şuursuz bölücülüğe hizmet etmemek için de kendileriyle beraber kıymetli milliyetçi yörüngelerini mezara götürmüştür, götürmek zorunda bırakılmıştır.
İşte hâl böyleyken bir kez daha görüyoruz ki teorik tartışmalarda bile bu acziyeti göstermekten çekinmeyenleri nasıl olacak da gündelik siyaset malzemelerinde bir ve beraber olmaya çağıracağız? Bu vazifeyi kim, hangi sıfatla niçin üstlenecek?
Her sorunun cevabı çok değerli bir imaj oluşturacak, çözücü iradenin profilini ortaya koyan önemli sütunları yaratacaktır.
Yazıldığı üzere bu çözücü teşekkül dinamik, verimli, azimli ve enerjik olmak zorundadır. Genç nesil bu iradeyi gösterecek birliğe doğal bir adaydır. Tabiatı gereği fikri hürriyetlere azami saygı gösteren, ayrışmanın değil birleşmenin önemine varan, ölçülü olmayı bilen, çağının değerlerinin farkına varan bu gençlik adeta ikinci bir Jön Türk hareketini oluşturacak ve ortaya Türklük ve bilinç dehşeti saçacaktır!
Hep bahsettiğim çağın değerlerine, günün getirdiklerine bakalım biraz da. Emperyalizm diye bir kavram var ortada ve herkes birilerini yolmaya, sömürmeye; bunları yaparken de sömürülen bir kimlik inşa edip yerel destek devşirmeye çalışıyor. Bu kimlikleri oluştururken de milletin benliklerine inmeye, kendilerine orada yer ayırmaya çabalıyorlar. Yolun başındayken de bizlerin bütün bu art niyetli hareketleri de dikkate alarak geniş çerçeveli tanımlar yapması ve bu tanımların kucaklayıcılığı içerisinde insanlarımızın safiyane duygularını yanlış yerlere kanalize olmaktan kurtarması gerekmektedir.
Biliyoruz ki Batı’da kralların hepsi milliyetçidir. Hatta Batı’ya gitmeye gerek yok; o padişahın, bu partinin, şu siyasi organizasyonun himayesi altına girip milletin derdini anlamadan milliyetçilik oynayan çok çıkar avcısı var. Hepsi de Türk milletinin vatana ve öz tarihine duyduğu masumane sevgiden güç olarak bu potansiyeli yanlış yönlendirmelerle enerji patlamasına çeviriyorlar. İşte tam da bu sebeplerden ötürü bağımsız ve kucaklayıcı olmanın kıymetini duyurmakla yola çıkacağız.
Ama şu gerçeği de çok iyi biliyoruz ki tarihin en kadim milletlerinden olan Türkler eski çağlarda da ‘kurultay’ demiştir şimdi de seçim diyor, yargı bağımsızlığı diyor, güçler ayrılığı diyor, ortak karar diyor. Zaten biz de inanıyoruz ki Türk milleti maziden öğrendikleriyle olsun, genetik aktarımlarla olsun, yaşam şartlarının getirdiği feraset yeteneğiyle olsun, iyi niyetli vatansever hareketin yanında duracak, köstek olmayacaktır.
Peki, bu varlığına ve kuvvetine inandığımız Türk milleti şimdi nerede? Belli güç odakları tarafından içi boşaltılmış kurumlar, işliyormuş gibi yapan üniversiteler, halka karşı sorumluluk taşımamaya ayarlanmış medyanın yaptıklarından biri de bu olmuştur herhalde. Yoksa bu koca Türk milleti yok oldu değil ya…
Sanki bir trans, uyku halindeymiş gibi pıstırılıyoruz. Ancak elbette ki şuurlanan Türk milleti zamanı gelince aslan gibi kükreyerek kalkmasını, inisiyatif almasını, hak edene sille atmasını da bilecektir.
Bu ortak karar almanın, milli cepheyi kurmanın önemini tasdikleyen güncel örnekler de bulabiliriz. Evet Afganistan’da mücahitler Rus saldırılarını da Amerikan ataklarını da püskürtebildi. Ama yok Selefisi, yok El Kaide’cisi, yok Taliban’ı abuk örgütlerle birlik oluşturulamadığı için hâlâ kurtulamadılar. Aynı şekilde Kafkasya’da da benzer duruma rastlayabiliriz.
Bizde de bunun tam tersi bir örnek görülüyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün de birliğin, meclisin, ortak direnişin önemini kavramasıyla İstiklal Harbi’nde düşmanı da yendik, cumhuriyeti de sağlam temeller üzerine inşa ettik. Düşmanı yenerken de vatanı birlikte savunanlara, yurdu candan öte bilenlere, hasımın karşısında tek sıra mızrak gibi duranlara millet dedik ve kucaklaştık. Düşman saldırısına karşı memleketi korumak için birleşenleri de aile saydık, ulus belledik. Hatta yetmedi gittik anayasamıza ekledik.
İşte bütün vaziyet böyleyken; dönemin getirileri ve götürüleri, modernitenin şartları, çağın anlaşılması diyerek neyi kastettiğimi anlattım sanıyorum. Yurttaşlığın, hukukun, birlik bilincinin, ait olduğumuz millet sevgisinin ve bunun akılcı zemine dayanan sütunlarının önemini bir kez daha anlıyor ve yazıda adı geçen hatta geçmeyen büyüklerimize bize içi dolu ve asla da ateşi sönmeyecek bir öğretiyi miras bıraktıkları için rahmet diliyorum.

